Havalar döndü, kış geliyor. Mart ayından sonra Sydney yazı kaybeder, gündüzleri sıcak akşamları ise kazak giydirir insana. Eski townhouse evlerde ev iceleri soğuk olur, dışarısı ise sıcak. Cansıkıcı bir durumdur, üşür ve ısınırsın. Vücudun mevsimin gereği yorgun düşer ve ilk aldığın grip virüsü ile hasta olur 7 ila 10 gün yatmaya başlarsın.
Havalar soğuduğunda dimamın açıldığını hissediyorum. Beynime daha çok oksijen gidiyor gibi. Ellerim ceplerimde soğuk sokaklarda yürüdüğümde bu daha fazla oluyor.
Ankara aklıma geliyor. Lise hayatımı geçirdiğim, yaşamak için zorlandığım Ankara. Cebeci Aktepe parkından Sıhhiye'deki Atatürk lisesine yürürdüm. Bu yürüyüş uzun olsada bazen keyiflide olurdu. Cebeci Camii yanında oturan Cumhur Isbirakmaz'la okula doğru yürürdük. Karlı yada yağışlı günlerde Ikarus EGO otobüslerine binerdik. Bu keyifli değildi özellikle sabahları. Üzerimizde kaban yada paltolarımızla otobüse biner, konserve kutusu misali tıkış tıkış otobüste terler, oradan tekrar çıkar okula kadar yürürdük. En ufak ter yada ısı farkı beni hasta ederdi.
Henüz 15yaşındaydım ve çamaşır, ütü, yemek, soba, temizlik birde üzerine okulla uğraşmam gerekiyordu. O zamanlar bu yaşadıklarım bana normal gelsede, bu haksizliği annem ve babamın bana nasıl yaptığını hala merak ediyorum.
Evden ayrılışım 15 yaşında başladı ve hiçbir zaman sonlanmadı. Ankara, Istanbul ve Sydney. Meğersem 1970'lerde annemle geçirdiğim o mutlu günler ve yıllar ne kadar göreceliymiş. O küçük yaşta damarlarımdan akan yalnızlık hala sonlanmış değil.
Hayat koybolduğunu sandığımız günlerin içinde saklı...
Perşembe, Ekim 19, 2006
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)


1 yorum:
güzel..:)))
Yorum Gönder