Ilk yillarda insan kendi kendine sunu diyor, yillarca alistigim mevsimler tepe taklak oldu. Sonra meyvalar ve sebzeler nasibini aliyor. "Türkiye'de ki tad yok burda" diye. Deniz, denize ne demeli. Deniz yok ki zaten okyanus var. Köpek baliklari ile dolu, dalgalar yigini bir okyanus.
Aliskanlik nede zor vazgecilen bir sey degil mi? Su an büyümekte olan kizima bakiyorum, asla denedigi ve tadini sevdigi yiyecekleri, yeni belkide dahada sevecegi baska bir yiyecekle riske atmiyor. Var olan ona yetiyor. Ama ilerde anlayacak ki yenilik heyecan, heyecan serüven demek. Pesinden gitmeye degecek serüvenler. Elinde var olani riske atmaya degecek olanlar.
Ogle yemegi ve ardindan "short black". Biraz aci, ama kahveyle agiz ve damagin tam anlamiyla bulustugu bir an. Ornegin "Cappucino" ictigimde ayni zevki duymuyorum. Bana "long Black" te ayni keyfi vermiyor.
Az ve kisa bir tad, çabuk bitecegini bildigim, hizli davranmam gereken. Quadrangle Building'in o ust katinda minik masalarin üzerinde okudugum gazetem ve "short black". Saat 1:30 u gösterdiginde ben oradayim, her is günü.
ü ö ç harflerini Ingilizce klavyede yazabilmeyi bana gösteren Ferit C. ye tesekkurler http://pisi.uludag.org.tr:8080/zemberek_web/
Hayat koybolduğunu sandığımız günlerin içinde saklı...
Perşembe, Ekim 19, 2006
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder