Hayat koybolduğunu sandığımız günlerin içinde saklı...

Cuma, Ağustos 24, 2007

Manastir'a doğru bir yürüyüş...

Küçük bir patika vardi. Okula eğer Güllü Abla'nın evinin önünden tepeye doğru tırmanarak gidersem burayı kullanırdım. Arkın içine girmeden patikadan yürüyüp Atatürk İlkokuluna yollanırdım. Sungurlu, Bahçelievler bana kis günlerinde, soğuğu, çamuru ve üşüdüğümü hatırlatıyor. Yasamak bir mücadeleyi gerektiriyordu özellikle benim gibi küçük bir çocuk için. Daha yaşım 7- 8 ken, kopeklerden, arkın içine yapılmış kakalardan, yumurta kokan, sobası tüten sınıflardan başka geriye birsey kalmadı aklımda.

Bahar aylarında Manastıra doğru yürüyüşe çıkardık. Tarlaların bitipte doğanın el değmemiş tepe sırtlarında önce mavi çiğdem, sonra koku yenebilen sari çiğdem bulurduk. içmeler denen hayvanların da su içmeye geldiği çeşmelerin yanına gidip dinlenip dönmek uzun zaman aldığı için geziyi sabah erken başlatırdık. Toprak, başak ve hiçlik kokan Sungurlu manzarası Manastır sırtlarından güzel görünürdü.

İlk işim Türkiye'ye gittiğimde manastırın resimlerini çekmek olacak, yıllar sonra.

Çocukken yorgunlukların sonrasında uyuyakalırdım. Derin ve beni yükseklere taşıyan bir uyku. Uyandığımda hala tatlı bir yorgunluk olurdu. 1997 den buyana böyle bir uyku ne yazık ki yanıma ilişmedi. Bu uykuyu da çok özledim. Sayısını, ne olduğunu unuttuğum ve özlediğim birçok şey gibi.

Durağan bütün evrende birsey ne yazık ki yok. Evet oldu, bundan sonra böyle denebilecek birseyde yok. Hersey değişiyor, devamlılığı olan hicbirsey yok.

"I remember Paris in '49.
The Champs Elysee, San Michelle
And old Beauolais wine.
And I recall that you were mine
In those Parisienne days.

Looking back at the photographs.
Those summerdays spent outside corner cafes.
Oh, I could write you paragraphs,
About my old Parisienne days."


G. Moore - Parisienne Walkways

Hiç yorum yok: